HAKAN BOĞAZPINAR
← Writing
Tasarım KuramıKullanıcı-Nesne EtkileşimiTasarım Felsefesi

Nesnenin İki Yazarı: Tasarım Senaryosu ile Amaç Dışı Kullanım

The tense gap between the scenario a designer inscribes and the reality a user improvises.

Jun 3, 2026~5 min readEpisode
🎧 Watch or listen — full transcript below.YouTubeWatch in English ↗

Bir nesnenin nasıl kullanılacağına kim karar verir, onu tasarlayan mı yoksa kullanan mı? Tasarım kuramı bu soruya iki ayrı yerden, neredeyse zıt görünen iki yanıt verir. Madeleine Akrich nesneyi tasarımcının yazdığını savunur; Uta Brandes ile Michael Erlhoff'a göre ise nesneyi kullanan kişi onu yeniden yazar. İki konum yan yana geldiğinde ilk bakışta bir çekişme belirir; oysa yakından bakınca ortaya tek bir sürecin iki evresi çıkar.

Nesne evden bir senaryoyla çıkar

Madeleine Akrich'in 1992 tarihli "Teknik Nesnelerin Betimlenişi" başlıklı metni bir tespitle açılır. Tasarımcı bir nesne üretirken yalnızca onun biçimini ve işleyişini belirlemekle kalmaz; onu kimin, nasıl, hangi sırayla kullanacağına dair bir tahmin de yürütür ve bu tahmini nesnenin teknik içeriğine gömer. Akrich bu gömülü tahmine "senaryo" (script) der. Tıpkı bir film senaryosu gibi nesne de rolleri önceden dağıtır. Şu düğmeye kullanıcı basacak, şu işi makine yapacak, şu uyarı dikkate alınacaktır.

Senaryo kılavuzda, sözleşmede ya da uyarı etiketinde de karşımıza çıkar; ama esas metin nesnenin kendi biçimine yazılmıştır (inscription). Emniyet kemeri takılmadan yola çıkıldığında ısrarla öten araba bunun tanıdık bir örneğidir. O ses bir ahlaki buyruğu fiziğe çevirir; kemer takılmadıkça uyarı susmaz. Akrich buradan, nesnelerin masum, nötr araçlar olmadığı sonucunu çıkarır; nesneler, kimin neyden sorumlu olacağına dair sessiz bir ahlakı içlerinde taşır. İncelediği vakalar da bu yöndedir; elektriğin yeni vardığı yerlerde, bir aygıtın içine nasıl bir kullanıcının ve nasıl bir düzenin yazıldığını okur. Çalışmasındaki bir bölüm başlığı bu kavrayışı "teknolojinin ahlakla karşılaştığı yer" diye özetler.

Senaryonun gördüğü iş bir işbölümü dağıtmaktır. Akrich'in anlatımında nesne, hangi işin insana hangi işin kendisine düştüğünü baştan paylaştırır; insanlarla nesneler arasında sessiz bir sorumluluk dağılımı kurar. Kemeri taktıran araba, güvenliğin bir kısmını kullanıcının iradesinden alıp kendi mekaniğine yükler. Bir nesnenin biçimini okumak bu yüzden onun içine yazılmış bir düzeni okumaktır. Akrich bu okumaya "betimleme" (de-scription) adını verir. Betimlemek, tasarımcının nesneye yazdığı senaryoyu geri sökmek, oradaki örtük kuralları ve rol dağılımını yeniden görünür kılmak demektir.

Akrich senaryonun her zaman yazıldığı gibi oynanmadığını da gösterir. Tasarımcı nesnenin içine bir "öngörülen kullanıcı" (projected user) yazar; bu, belli zevkleri, becerileri ve alışkanlıkları olan hayali bir kişidir. Sahnedeki "gerçek kullanıcı" ise bu role çoğu zaman uymaz. Akrich araştırmacıya, nesneye yazılan dünya ile o nesnenin gerçek kullanımda açığa çıkardığı dünya arasında sürekli gidip gelmeyi önerir. Bu iki dünya arasındaki açıklığı da yer değiştirme (displacement) diye adlandırır. İkinci yaklaşım bu açıklıktan doğar.

Kullanıcı senaryoyu yerinde yeniden yazar

Akrich nesnenin evden nasıl bir senaryoyla çıktığını anlatıyordu; Uta Brandes ile Michael Erlhoff, o nesnenin sokakta başına gelenleri anlatır. İkili, gündelik hayatta hepimizin durmadan yaptığı bir şeye amaç dışı tasarım (non-intentional design) adını koyar. Tanımları sadedir; insan, elindeki nesneyi, tasarımcının öngördüğü işlevin dışında, ansızın çıkan bir ihtiyacı çözmek için ve hiçbir tasarım niyeti gütmeden yeniden işlevlendirir.

Brandes ile Erlhoff bunun üç kaynağını sayar. İnsan nesneyi bazen zorunluluktan, bazen kolayına geldiği için, bazen de sırf oyun olsun diye yeniden işlevlendirir. Sandalye portmanto olur, ataç tırnak temizler, buzdolabı mıknatısları not panosuna döner, kavanoz kalemlik olur. Yazarlara göre bu kullanımlar ortak nitelikler taşır; çoğu zaman geri dönüşlüdür, çok işlevlidir, doğaçlamadır ve kaynağı boşa harcamaz. İkilinin vurgusu ise kuramsaldır. Profesyonel ölçütlerin "yanlış kullanım" saydığı davranış onların gözünde bir yenilik kaynağıdır; sıradan insan, farkında olmadan bir tasarımcıya dönüşür. Tasarım yetkisi böylece profesyonelin tekelinden çıkar, gündelik kullanıcıya yayılır. Brandes ile Erlhoff'a kalırsa nesnenin son sözünü tasarımcı söylemez.

Amaç dışı tasarım yalnız kullanıcı marifetini göstermez; tasarımcının öngörüsünün sınırına da bir ayna tutar. Bir nesne ne kadar düşünülerek tasarlanırsa tasarlansın, kullanıcının içine düşeceği her durumu önceden kestiremez. İşte o kestirilemeyen anda kullanıcı boşluğu kendi yöntemiyle doldurur. Brandes ile Erlhoff bunda bir kusur görmez; süreci, nesnelerin gündelik hayattaki doğal başkalaşımı sayar.

Tek bir yazarlık döngüsü

İki metni karşı karşıya getiren yaygın bir okumaya göre Akrich otoriteyi, Brandes ile Erlhoff özgürlüğü temsil eder; biri nesneyi hapseder, öteki kurtarır. Bu karşıtlık yakından bakınca dağılır, çünkü Brandes ile Erlhoff'un "amaç dışı tasarım" dediği şey, Akrich'in "yer değiştirme" adıyla andığı şeyin ta kendisidir; yalnızca olaya kullanıcının tarafından bakılmıştır. Senaryo başarısız olmaz, gerçek kullanıcısıyla karşılaşır. Sandalyeye ceket asan kişi, o senaryonun bıraktığı boşluğu kendi durumuyla doldurur; ortada çiğnenmiş bir senaryo yoktur.

Demek ki yazım (inscription) ile yeniden-yazım birbirinin zıddı sayılmaz; ikisi tek bir yazarlık döngüsünün iki ucudur. Nesne, tasarımcının yazıp bitirdiği bir cümleden ziyade kullanıcının yerinde tamamladığı yarım bir cümledir. Tasarımcı güçlü bir açılış yapar; gerçi son sözü söyleyemez. Otoritesi gerçektir, ancak geçicidir.

Bu döngüyü görmek otoriteyi reddetmek anlamına gelmez. Tasarımcının açılış hamlesi hâlâ belirleyicidir; sandalyenin biçimi, ona ceket asmayı kolay, üstünde uyumayı zor kılar. Nesnenin kullanıcıya tanıdığı özgürlük bu yüzden sınırlıdır; nesne belli olanaklar sunar, belli olanakları zorlaştırır. Yeniden-yazım her zaman bir zeminin üstünde gerçekleşir ve o zemini tasarımcı döşer.

Açıklığı tasarlamak

Bunun tasarımcı için anlamı, kaderine boyun eğmek yerine işini yeniden tanımlamaktır. Madem her nesne nasılsa yeniden yazılacak, tasarımcının becerisini daha sıkı bir senaryo yazıp her sapmayı kapatmakta aramak boşunadır. Beceri, iyi tamamlanmaya açık bir senaryo bırakmaktır; nesnenin içine, kullanıcının kendi durumunu yazabileceği doğru boşlukları ve doğru serbestlik derecelerini koymaktır.

Bu işi iki uçtan da kaçırmak mümkündür. Aşırı yazılmış nesne her şeyi kilitler; tek bir doğru kullanım dayatır, gerçek hayatın esnekliğine yer bırakmaz ve ilk beklenmedik durumda kırılır. Az yazılmış nesne ise hiçbir şey önermez, kullanıcıyı boşlukta bırakır. Ustalık ikisinin arasındadır; nesneye yön veren, bir yandan da tamamlanmaya razı olan bir açıklık kazandırmaktır. İyi tasarlanmış sade bir raf ya da yalın bir sandık, kullanıcıya başka kullanımların da mümkün olduğunu sezdirecek kadar açık, ama onu belli bir yöne yönlendirecek kadar da kararlıdır. Tasarımcının otoritesi bu açıklığı yönetmekte yatar, her şeyi önceden belirlemekte değil.

İki metni birlikte okumak, tasarımcının işine dair belirli bir sonuca götürür. Bir nesneyi piyasaya vermek, onu kullanacak kişinin eline bir metin bırakmaktır; o metnin nasıl okunacağı, nereye ceket asılacağı önceden tayin edilemez. Akrich nesnenin bir senaryo taşıdığını gösterir; Brandes ile Erlhoff, o senaryonun kullanıcı elinde yeniden yazıldığını ekler. İkisi birlikte alındığında varılacak yer bellidir; tasarımın ustalığı daha kusursuz bir senaryo yazmakta değil, yeniden yazılmaya açık bir senaryo bırakmaktadır. Bir nesnenin değeri de her zaman tasarımcının öngördüğü kullanımda ortaya çıkmaz. Çoğu zaman o değeri görünür kılan, kullanıcının nesneye kattığı kullanımdır.

Request CV

Leave a few details and I'll send my current CV straight to your inbox.

Your details are used only to send the CV; never shared with third parties.