HAKAN BOĞAZPINAR
← Writing
Tasarım FelsefesiTasarım EtiğiTasarım Kuramı

Tasarımcının Kaçamadığı Sorumluluk: Papanek'in Etik Çağrısı ile Verbeek'in Aracılık Kuramı

The moral responsibility a designer can't dodge, and how technology mediates our choices.

Mar 11, 2026~6 min readEpisode
🎧 Watch or listen — full transcript below.YouTubeWatch in English ↗

Tasarımın etik bir boyutu olduğu sık söylenir. Gelgelelim bu boyut çoğu zaman tasarıma sonradan eklenen bir vicdan meselesi sanılır; iyi tasarımcı, işini yaptıktan sonra bir de topluma ve çevreye karşı duyarlılık gösterendir. Victor Papanek 1971'de bu duyarlılığı tasarımın merkezine, bir görev olarak yerleştirdi. Peter-Paul Verbeek ise sonraki yıllarda, etiğin tasarıma dışarıdan eklenmediğini, her nesnenin işleyişine içkin bir boyut olduğunu savunan bir kuram geliştirdi. Bu iki metin, tasarım etiğinin neden isteğe bağlı bir erdemden çok mesleğin yapısındaki bir koşul olabileceğini düşündürür.

Papanek'in davası

Victor Papanek'in 1971 tarihli "Gerçek Dünya İçin Tasarım" kitabı şu cümleyle açılır: "Endüstriyel tasarımdan daha zararlı meslekler vardır, ama sayıları çok azdır." Tasarım, der Papanek, sanayinin ve pazarın hizmetine girerek kendi işini unutmuştur. Reklamla el ele verip insanları, olmayan parayla, umursamayan başkalarına gösteriş yapmak için, ihtiyaç duymadıkları şeyleri almaya ikna eder. Endüstriyel tasarımın ürettiği şeylerin çoğu da gerçek bir ihtiyacı karşılamak şöyle dursun, görece varlıklı bir orta sınıfın zevklerine ve toplumsal körlüğüne hizmet eder.

Papanek bunu bir üslup sorunu olarak görmez; düpedüz ahlaka dair bir mesele olarak ele alır. Tasarımı "tehlikeli bir tür" hâline getiren, güvensiz otomobillerdir, kirleten süreçlerdir, bir de onun "Kleenex kültürü" dediği har vurup harman savuran tüketimdir; attığımız şeye değer vermeyiz. Bu kültürün motoru planlı eskitmedir; ürünler modaya sokulup çıkarılır, insanlar böylece durmadan yenisini almaya zorlanır. Bu düzene boyun eğen tasarımcıyı Papanek ağır bir benzetmeyle anar; onlar mesleğin "iyi Almanları"dır, emredileni sorgulamadan yaparlar.

Buna karşı önerdiği şey, tasarımın yönünü değiştirmektir. Tasarımcının borcu pazara değil, insana ve doğayadır; ekolojik ve toplumsal sorumluluk da tasarım pratiğinin iki temel direği olmalıdır. Bunun anlamı, tasarımın gerçek ihtiyaçlara, yani engellilerin, yoksulların, sanayileşmemiş ülkelerin ve çevrenin ihtiyaçlarına yönelmesidir. Papanek için tasarım eğitimi de masum değildir, çünkü bir değerler dizisini sessizce aktarır. Çözümü de bu yüzden eğitimde arar. Sanayileşmekte olan ülkelere dışarıdan çözüm dayatmaktansa "tasarımcı yetiştirecek tasarımcılar yetiştirmeyi", yani yerli bir tasarım kültürünü mümkün kılmayı önerir.

Papanek'in olumlu önerisi bir çağrı olduğu kadar bir kuramdır da. Papanek tasarımın "işlev"ini, alışıldık "işe yararlık"tan çok daha geniş tanımlar. İşlev altı yönden oluşan bir bütündür; buna "işlev karması" (function complex) der. Yöntem, malzemenin ve sürecin dürüst kullanımıdır. Kullanım, nesnenin gerçekten işe yarayıp yaramadığına bakar. İhtiyaç, uydurulmuş arzulardan ayrı duran ekonomik ve ruhsal gerçek gereksinimi anlatır. Telesis, tasarımın kendi çağının ve toplumsal düzeninin koşullarını yansıtması demektir. Çağrışım, nesnenin taşıdığı değerleri ve anlamları kapsar. Estetik ise bütün bunlardan kopuk bir süs olmayıp işlevin ayrılmaz bir parçasıdır. Modelin gücü, Papanek'in ihtiyaç, telesis ve çağrışım gibi toplumsal ve ahlaki boyutları, kullanım ve estetik kadar işlevin asli parçası saymasında yatar. Bir nesnenin iyi çalışması, onun gözünde, toplumsal ve etik sonuçlarından ayrı düşünülemez.

Bütün bu eleştirinin altında tek bir kabul yatar. Tasarım tarafsız değildir. Dünyaya çıkan her nesne toplumu ve çevreyi fiilen biçimlendirir; tasarımcı da bu biçimlendirmenin sonuçlarından ahlaken sorumludur.

Verbeek'te nesnenin aracılığı

Papanek'in "tasarım tarafsız değildir" kabulü onda bir çıkış noktasıdır. Peter-Paul Verbeek bu kabulü tam bir kurama dönüştürür. Verbeek'in post-fenomenoloji (postphenomenology) dediği yaklaşımın merkezinde teknolojik aracılık (technological mediation) kavramı durur. Kurama göre nesneler, insan ile dünya arasında duran nötr aktarıcılar değil, o ilişkiyi etkin biçimde kuran aracılardır. Devreye giren bir teknoloji, dünyayı algılayışımızı da o dünyada eyleyişimizi de yeniden biçimlendirir; iş araya bir alet koymakla bitmez.

Verbeek bu aracılığı iki boyutta çözümler. İlki algı boyutudur; kökü Don Ihde'nin insan-teknoloji ilişkileri çözümlemesine uzanır. Bir termometre, bir teleskop ya da bir ultrason cihazı dünyayı bize belli bir biçimde verir. Neyi görebileceğimizi, neyi ölçebileceğimizi, dolayısıyla neyi gerçek sayacağımızı bu aygıtlar çerçeveler. Ihde, insanın teknolojiyle kurduğu iki temel ilişkiyi birbirinden ayırır. Kimi durumlarda teknoloji insanla dünya arasına ayrıca girmez; âdeta bedenin bir parçası olur. Gözlük takan birinin baktığı, gözlüğün berraklaştırdığı dünyadır. Baston kullanan görme engelli biri için de durum aynıdır; duyumsanan, bastonun ucuyla yoklanan zemindir. Teknoloji bu durumlarda kendini geri çeker; dünya onun içinden deneyimlenir. Ihde buna bedenlenme ilişkisi (embodiment relation) der. Kimi durumlarda ise teknoloji dünyayı doğrudan vermez; onu bir göstergeye çevirir ve okunmayı bekler. Termometredeki sayıyı ya da ultrasondaki gölgeyi yorumlarız. Bu ikinci bağın Ihde'deki adı yorumlayıcı (hermeneutik) ilişkidir. Aracılık her iki ilişkide de nötrlükten uzaktır, çünkü gerçekliğin bir yanını öne çıkarırken başka bir yanını geri plana atar. Termometre, sıcaklığı kesin ve ölçülebilir bir sayıya çevirir; ama tenin hissettiği sıcaklığı, o yaşanmış deneyimi bu arada dışarıda bırakır. Aracılık bu yüzden Verbeek için dünyayı olduğu gibi aktarmaz; onu dönüştürür, üstelik bu dönüşümde algılayan özneyle algılanan dünyayı birlikte biçimlendirir.

İkinci boyut eylemle ilgilidir ve kökünü Bruno Latour'un teknik aracılık çözümlemesinden alır. Bir nesne bir "eylem programını" çevirir; insan ona eklemlendiğinde ne yapacağı değişir. Yola konan bir kasis, sürücünün hızını fiziksel biçimiyle düşürür; ahlaki bir öğüde gerek kalmaz.

İki boyut birleştiğinde Verbeek'in asıl tezi belirir. Madem nesneler hem neyi algıladığımızı hem de nasıl davrandığımızı biçimlendiriyor, ahlaki kararlarımızı da biçimlendiriyorlar demektir. Ahlak böylelikle insan ile nesne arasında paylaşılır; onu yalnızca insana ait bir yeti saymanın dayanağı kalmaz. Verbeek bunu ahlaki failliğin dağıtık (distributed) ya da bileşik (composite) karakteri olarak adlandırır; nesnelerin taşıdığı bu paya da maddi ahlak (material morality) adını verir.

Verbeek'in başlıca örneği obstetrik ultrasondur. Ultrason, gebelikteki cenini yepyeni bir biçimde var eder; onu görünür, ölçülebilir, anneden ayrı bir varlık olarak kurar. Böylece var olan bir ahlaki soruya bilgi taşımakla yetinmez; ahlaki durumun kendisini yeniden düzenler. Hangi soruların sorulacağını, hangi kararların kimin önüne geleceğini değiştirir. Cenin hakkında alınan kararlar, cihazın onu nasıl görünür kıldığından bağımsız düşünülemez.

Buradan Verbeek'in tasarıma dair sonucu çıkar. Her nesne ister istemez bir ahlaki aracılık ürettiğine göre, tasarımın işi bu aracılığı yok saymak olamaz; onu öngörmek ve sorumlulukla biçimlendirmek gerekir. Verbeek bunu açık bir tasarım programına bağlar. Tasarımcı, ürettiği nesnenin hangi algıları ve davranışları biçimlendireceğini önceden hesaba katmalı, bu aracılığı ahlaken savunulabilir olacak biçimde bilinçli olarak tasarlamalıdır.

İki metnin buluştuğu yer

Papanek ile Verbeek'i kırk yıl ve bambaşka bir dil ayırır; ikisi yine de aynı meselenin iki ayrı parçasını tutar. Papanek bir buyruk verir; tasarımcı sorumlu olmalıdır. Verbeek o buyruğun neden kaçınılmaz olduğunu açıklar.

Bağ şöyle kurulur. Papanek sorumluluğu, sanki tasarımcının yitirdiği bir erdemmiş, tarafsızlık da elindeki bir seçenekmiş gibi sunar. Oysa Verbeek tarafsızlığın hiçbir zaman bir seçenek olmadığını gösterir. Her nesne algıyı ve eylemi biçimlendirerek ahlaki hayata karışıyorsa, tasarımcı bu karışmanın dışında kalamaz. Sorumluluk, benimsenecek ya da reddedilecek bir tutum değil, içinde zaten bulunulan bir durumdur. Verbeek'in aracılık kuramı, Papanek'in "olmalı"sını bir "zaten öyle"ye çevirir.

Üstelik bu bağ Papanek'i temellendirmekle kalmaz, derinleştirir de. Papanek sorumluluğu büyük ölçüde neyin tasarlandığına, gerçek ihtiyaca mı yoksa sahte ihtiyaca mı yönelindiğine bağlar. Verbeek ise sorumluluğu nesnenin nasıl aracılık ettiğine taşır. Papanek'in onaylayacağı "iyi" bir nesne bile kullanıcının algısını çerçeveler, davranışını yönlendirir; demek ki o da bir ahlaki aracılık üretir. Sorumluluk böylece doğru davaları seçmekten fazlasını ister; iyi niyetli nesnelerin ürettiği aracılıkları da kapsar, kapsadıkça genişler, genişlerken incelir.

Sorumluluğun yeri artık değişmiştir. Tasarımcının önünde sorumluluk alıp almama diye bir soru durmaz; çünkü Verbeek'in çözümlemesi doğruysa, nesne algıyı ve davranışı zaten biçimlendirmektedir ve bu biçimlendirme ahlaki bir ağırlık taşır. Geriye daha dar bir soru kalır. Bu kaçınılmaz aracılık körlemesine mi, yoksa öngörülerek ve hesabı verilebilecek biçimde mi işleyecek? Papanek'in çağrısı belki de en çok burada anlam kazanır. Her nesne, sessizce de olsa, bir yaşama biçimi önerir. Tasarımı masum bir biçim verme işi olarak görmek bu yüzden mümkün olmaktan çıkar.

Request CV

Leave a few details and I'll send my current CV straight to your inbox.

Your details are used only to send the CV; never shared with third parties.